Verem Hastalığı Nedir? Veremle mücadele nasıl olmalıdır?

Kategori : Genel, Güncel, Sağlık - Etiketler :, - Tarih : 06 Ocak 2014

1.549 defa okundu
FaceBook ta paylaş

Verem Hastalığı Nedir? Veremle mücadele nasıl olmalıdır?

Türk Toraks Dernek tarafından “Veremle Savaş Eğitimi Haftası” kapsamında yapılan yazılı açıklamada, veremin çok eski bir hastalık olduğu belirtilerek, hastalığı yapan mikrobun 1882’de, ilaç ve tedavinin ise 1940-1950’li yıllarda bulunduğu ifade edildi.Dünya tarihi boyunca en çok insan ölümüne yol açan hastalığın yok edilemediği işaret edilen açıklamada, “Her yıl dünyada 8,7 milyon yeni tüberküloz hastası ortaya çıkmaktadır. Tüberküloz tedavi edilen bir hastalıktı ve tedavisi ucuzdur. Buna karşın hala dünya genelinde en çok ölüme yol açan ikinci bulaşıcı hastalıktır. Yılda 1,3 milyon insan tüberküloz nedeniyle ölmektedir. Bu, günde 3 bin 560 insan demektir” ifadelerine yer verildi.

YAKINMALAR GEÇMİYORSA…

Açıklamada, vereme erken tanı koymanın hastanın daha hızlı iyileşmesi ve etrafındaki sağlıklı kişilere mikrobu bulaştırmaması açısından çok önemli olduğu, öksürük, iştahsızlık, kilo kaybı, gece terlemesi, halsizlik gibi yakınmaların veremi düşündürmesi gerektiği vurgulanarak, şu görülere yer verildi: “Özellikle antibiyotik tedavisiyle bu yakınmalar geçmezse verem hastalığı düşünülerek, bir göğüs hastalıkları uzmanına ya da bir verem savaş dispanserine başvurulmalıdır. Akciğer röntgen filmi de tüberkülozu akla getirir. Balgamda verem mikrobu gösterilince tanı kesinleşir. Dünyada verem hastalığının salgın şeklinde olduğu yoksul ülkelerde, röntgen, balgamda verem mikrobunun araştırılması gibi tetkikler yeterli bir şekilde yapılamamaktadır. Ayrıca bu ülkelerde sağlık çalışanı sayısı yetersizdir. Veremin tedavisi 6 ay süreyle bir grup ilacı düzenli içmeyi gerektirir. Düzenli olarak çok sayıda ilacı içmek zordur. Bunun için ilaçları bir görevlinin düzenli içirmesi yani ‘doğrudan gözetimli tedavi’ uygulamasının yapılması gereklidir. Bu tedaviyle hastaların hemen tümü iyileşir. İlaç direnci varsa, başka tedaviler gerekebilir.”

İLACA DİRENÇLİ VAKALAR ÖLÜMLE SONUÇLANABİLİR

İlaç direnci olmasının, verem tedavisinin en önemli sorunu olduğu belirtilen açıklamada, “Özellikle ‘çok ilaca dirençli tüberküloz’ (ÇİD-TB) tedavisi daha çok ilaçla, daha uzun süren bir hastalıktır, bu nedenle zordur. Son yıllarda ortaya çıkan ve dirençli tüberkülozda kullanılan ilaçlara da mikrobun direnç kazanması ile oluşan ‘yaygın ilaç dirençli tüberküloz’ (YİD-TB) ise tedavisi çok daha zor bir hastalıktır. Bu hastalığın ortaya çıkışı dünyada korku yaratmaktadır. İlaç direnci olan hastaların eski Sovyetler Birliği ülkelerinde yüksek oranda olması, ülkemizi de etkilemektedir. Bu ülkelerden gelen tüberküloz hastaları, ÇİD-TB ya da YİD-TB olabilmektedir” görüşleri yer aldı. Açıklamada, Türkiye’de 2010 yılında verem savaşı dispanserlerinde kayıtlı 16 bin 551 tüberküloz hastasından 10 bin 740’ında akciğer tüberkülozu olduğu vurgulanarak, hastalığın yüzde 60’ının erkeklerde, yüzde 40’ının ise kadınlarda saptandığı kaydedildi.

Hastaların 250’sinde ilaca dirençli tüberküloz görüldüğü, hastaların 179’unun başka ülke doğumlu olduğu ve tedavi başarı oranının da yüzde 90’ın üzerinde kaydedildiği bildirilen açıklamada, şunlara yer verildi:

“VEREM SAVAŞI SÜREKLİ VE DİSİPLİNLİ OLMALI”

“Verem savaşı, sürekli ve disiplinli şekilde yürütülmesi gereken bir halk sağlığı uygulamasıdır. Hastaların öksürükle ve solunum yoluyla saçtıkları verem mikropları hastalığı bulaştırır. Hava yoluyla bulaşma olması nedeniyle toplum sağlığını korumada her bir hastanın erken tanı alması ve hızla etkili şekilde tedavi edilmesi gereklidir. Bulaşma ancak bu yolla önlenir. Hastaların yaşadığı ekonomik sorunlar, sosyal dışlanmışlık ve yaşamlarını zorlaştıran diğer unsurlar önemlidir. Beslenme, barınma ve düzenli iş bulmada sorunlar yaşayan hastalarımız vardır. Tümüyle tedavi edilen bir hastalıkta, bu çağda damgalanma ve dışlanma olmamalıdır. Sürekli ve disiplinli verem savaşı için, merkezi bir yönetici birim olmalıdır. Yeterli bütçe ve merkezi ilaç alımı olmalıdır. Bugünkü gibi ücretsiz tanı, ilaç, tedavi, takip, temaslı muayenesi ve koruyucu tedavi olmalıdır. Bütün bu çalışmaları yürütmek için verem hastalığını bilen ve bu konuda deneyimli verem savaşı dispanserlerinin varlığı hayati önemdedir. Bu konuda çalışan personelin sürekli, eğitimli ve yeterli ekonomik destekle motive çalışması gereklidir. Verem ile mücadelede unutulmamalıdır ki, yapılacak yanlışlıkların veya mücadelenin zayıflatılmasının etkisi yıllar sonra ortaya çıkacak ve verem savaşında gerilemeye yol açabilecektir. Veremle savaşın aralıksız ve sıkı bir şekilde sürdürülmesini istiyoruz.”

KAYNAK ENSONHABER

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız lazım.

Facebook Sayfamızı Beğen

Menü