Company of Heroes 2 Oyun İncelemesi

Kategori : Genel, Güncel, Oyun - Etiketler :, , , , - Tarih : 07 Temmuz 2013

1.295 defa okundu
FaceBook ta paylaş

Ertuğrul Süngü

Company of Heroes (CoH), ilk olarak karşımıza çıktığı andan itibaren, gönüllerde apayrı bir taht kazandı. Strateji severleri mutluluktan deliye çeviren yapım, aynı zamanda türe yabancı oyunculara da harika bir sebep oldu resmen. Kullandığı farklı kaynak toplama sistemi ile oyunculardan tam not alan yapım, akabinde çıkardığı iki adet devam oyunuyla da seriye yakışır bir çizgi üzerinde ilerledi.

İkinci Dünya savaşının en kanlı çatışmalarına, efsane “Easy” bölüğünü kontrol ederek katıldığımız gibi, birçok farklı cephede de savaştık. İlk oyun senaryo olarak pek tabii bilindik bir yapı sunuyordu ama ilk defa bu denli canlı grafiklere sahip bir strateji oyunu ile savaşın içerisine dalmıştık. Tek kişilik senaryosunu bir kenara bırakacak olursak, multiplayer desteğini de beraberinde taşımış olan yapım, birçok oyuncuyu kendisine kilitledi ve akabinde sadece multiplayer olan bir versiyonunu piyasaya sürdü. Gel zaman, git zaman oynanan CoH, artık ikinci oyunuyla karşımızda ve bu sefer çok daha farklı bir açıdan İkinci Dünya Savaşı’na bakmamıza yardımcı oluyor.

CoH 2 Relic tarafından geliştirmiş bir yapım. İlk olarak 3 Mayıs 2012 tarihinde tanıtılan oyun, 25 Haziran itibariyle satışa sunuldu. Tıpkı ilk oyunda olduğu gibi yine İkinci Dünya Savaşı içerisinde buluyoruz kendimizi. Olaylar 1941 yılında başlıyor ama bu sefer Batı değil tamamen Doğu Cephesi odaklıyız.

Leb Abramovich isimli tutsak Sovyet subayının anılarını deneyim ettiğimiz senaryo akışında, bir yandan olanları demo olarak kendisinden dinliyor, bir yandan da anlattıklarını oyun içi olarak deneyim ediyoruz. Malum konu Doğu cephesi olduğu zaman, oynanabilir taraf olarak karşımıza Sovyet Rusya çıkıyor. Kendilerine has donmuş topraklarda yol aldığımız Sovyet bölgelerinde savaşmak, özellikle ilk oyundaki arazi şekilleri baz alındığı zaman, bir hayli zor. Bu zorluğun en başındaysa soğuk havanın oyuna olan etkileri ve aynı zamanda yeni “görme” sistemi yer alıyor ki bu iki özellik CoH 2’nin temellerini oluşturmakta.

Oyunda yeni Essence 3.0 grafik motoru kullanılmış. Zaten tüm detayları açtığınız anda ilk oyunla ikinci oyun arasında farkı net bir şekilde görebiliyorsunuz. CoH 2’de kullanılan grafik motoru, her bir karakteri en ince detayına kadar yansıttığı gibi, aynı zamanda da ilk oyundaki topoğrafya sorunlarını da minimuma indirmiş. Fakat onunla beraber gelen esas özellikler, “ColdTech” ve “TrueSight” olmuş. İlk yenilik zaten oyunun kalbinde bulunan kar ve buz teması için üretilmiş. ColdTech sayesinde Sovyet Rusya karlarını iliklerimize kadar hissedebiliyoruz. Nasıl mı?

Öncelikle yoğun kar olan bölgelerde piyade birliklerimiz ağır adımlarla, ayaklarını kardan zorla çıkararak yürüyorlar ve eğer buz bir arazi bulamazlarsa ilerlemeleri bu şekilde devam ediyor. Diğer taraftan buz üzerinde normal hızlarında ilerleyen birimlerin, üzerinde oldukları buz parçasının donmuş toprak mı yoksa bir göl mü olduğunu hesaplamaları gerekmekte zira göl üzerine gelen belirli miktardaki ağır top atışına müteakip, tüm buz bir anda parçalanabiliyor ve üzerindeki birimlerimiz boğularak yok olabiliyorlar.

ColdTech’in oyuna kazandırdığı bir diğer önemli özellikse dondurucu hava koşullarının askerlerimiz üzerindeki direk etkisi. Evet, birimlerimiz bir noktadan sonra donarak can verebiliyorlar. Donma, birimler üzerinde çıkan mavi derece ile belirtilmiş ve eğer bu derece kurukafaya dönüşürse, birlik içerisindeki askerler tek tek ölüyorlar. Bu durumdan kurtulmak içinse ya etrafta bulunan ateşlerin yanına gitmemiz, ya bir zırhlının içerisine girmemiz ya da en yakın evin içerisine dalmamız gerekiyor. Her iki tarafı da derinden etkileyen soğuk hava teması, CoH 2’nin kesinlikle en farklı ve oyuncuyu en zorlayan özelliklerinden…

Gelelim ikinci büyük yenilik olan TrueSight’a. Birçok oyun aslında bu özellik eksikliğinden muzdariptir. Özellikle strateji oyunlarının en büyük sorunlarından birisi olan görüş alanı mantığı, CoH 2 ile tam bir ders niteliğinde verilmiş oyun geliştiricilerine. Artık ilk oyunda olduğu gibi gördüğümüz her yere sıka sıka koşamıyoruz. Aynı zamanda bir düşman birimini sadece görmemiz de yeterli değil. Önemli olan hem düşmanı haritada görebiliyor olmak, hem de doğru noktada ateş etmek.

En açıklayıcı örnek şu şekilde olacaktır: “BM-13 Katyusha Rocket Truck” haritanın çok uzak noktalarına roket servisi yapabiliyor. Fakat atış açısı 45 ile 60 derece arasında olduğu için, önünde bir bina varsa roketler direk olarak oraya çarpıyor. Keza bu durum roketlerin düşüşü için de geçerdi, eğer açı olarak roketlerin yolunda bir bina söz konusu ise önce bina yok oluyor ve sonrasında roketler hedefe düşmeye başlıyor. Daha öznel, yani piyade bazlı örnek vermek gerekirse, bir binanın arkasında olmak demek, diğer tarafı görememek anlamına gelmekte. İyi konuşlandırılmış anti tank ve havan topu birlikleri ise hem binaların açıları yüzünden harika saklanabiliyorlar, hem de tam anlamıyla siper almış oluyorlar.

Anlayacağınız görüş sistemi yüzde yüz gerçekçi olmuş. Her ne kadar ilk başlarda zorlasa da kısa sürede alışılan bir yapı.

Oyuna biraz daha yakından baktığımızdaysa, 14 bölümlük bir senaryo görüyoruz. İlk görev olan Stalingrad Rail Station’dan, The Reichstag’a kadar uzanan bu yolda birçok farklı görev yapmamız gerekiyor. CoH 2’nin bir diğer önemli özelliği de burada devreye giriyor aslında çünkü görevler tek düze değil. Hatta üs kurma mantığı yok denecek kadar az tek kişilik görevlerde.

Ana görevlerin yanı sıra bulunan yan görevler kesinlikte büyük tat katmış. Senaryo içerisindeki ilerleyişin oyun içerisine yansıması da ayrı bir güzel. Sovyet Rusya mantığı ise tam anlamıyla verilebilmiş oyuncuya. Bol askere rağmen sınırlı teknoloji ve mühimmat, iki adım ileri, bir adım geri atmamızı sağlamış. Bazı görevde önce saldırıyor, sonra savunuyorken, bazılarında önce savunuyor, sonra saldırıyoruz. Sadece keskin nişancı ekibi ile ilerlediğimiz Rainbow 6 görüntüleri aratmayacak görev modeli ve öncesinde canına okuyup, sonrasında üzerinde çalışmak için kaçırdığımız Tiger Tank görevi gibi oyunu canlı tutacak envai çeşit görev bulunmakta.

Biraz da birimlerden bahsedelim. Nazi Almanya’sı tarafına baktığımızda karşımıza çıkan zırhlı birimler; Panzer IV, Panther, Sdkfw 221, StuG ve Tiger olarak sıralanıyorken, Sovyet Rusya tarafından, BM-13, M3A1, M5, T-34, T-70 ve SU-85 gibi tankların yanı sıra bir de devasa IS-2 bulunmakta. Nazi tarafının tanklarını zaten ezbere biliyoruz bu yüzden daha çok Sovyetleri incelemek gerekiyor. T-70 Light Tank, oyunda görebileceğiniz en fason tank. Özellikle Panzer IV ve Panther’lere karşı hiçbir şansı olmayan bu cihaz, ucuz fiyatıyla dikkat çekiyor.

Özellikle oyun başında karşılaşılan flamethrower kabusunu bir anda ortadan kaldırabilen hafif zırhlı, kısa sürede haritada yer alabildiği için çok değerli. Medium Tank, yani orta seviyeyi işaret eden zırhlımız ise T-34 olarak biliniyor. Hızlı manevra kabiliyeti ile göz dolduran cihaz, düşük ateş gücü sebebiyle Panzer IV ile kimi zaman mücadele edebiliyor olsa da, Panther karşısında parçalarına ayrılıyor. SU-85 ise menzil açısından harika bir cihaz ve sabit duran zırhlılara “focus” özelliği ile ölüm saçabiliyor. Fakat konu piyade olduğu zaman hiçbir şansı bulunmuyor. BM-13 daha önce de bahsettiğim gibi çok uzak mesafelere roket atışı yapabilmekte. İki tanesi, bir stratejik noktadaki savunmayı büyük ölçüde alaşağı edebiliyor.

Son olarak IS-2 bulunuyor ki kendisi İkinci Dünya Savaşının en büyük zırhlılarından birisi. 122 mm’lik D25-T silaha sahip olan tank, düşman zırhlılarının en büyük korkusu. En büyük dezavantajları arasındaysa uzak mesafelere yaptığı dengesiz atışlar ve hantal hareketleri bulunuyor.

Piyade birliklerine bakacak olursak, Nazi birimleri yine ilk oyundan bildiğimiz, sevdiğimiz Grenadiers ve Panzergrenadiers birlikleri ile selamlıyor bizleri. Pek tabii Keskin nişancıyı da unutmamak lazım… Sovyet tarafı ise biraz daha kalabalık ki zaten öyle de olması gerekiyor. Combat Engineers, Conscripts, Frontovik Squad, Guards Rifle Infantry, Penal Battalion ve Shock Troops olarak bölünen birimler, farklı özelliklere sahip. Taşıdıkları farklı bomba türleri ise onları tanımlamanın bir diğer yolu…

En temel birim olarak Conscrip’ler tam anlamıyla fedai olarak modellenmişler. Ne attıklarını vurabiliyorlar, ne de vurduklarına zarar verebiliyorlar. Kesinlikle defansif olarak daha başarılılar ama onların CoH 2’ye şekil veren çok önemli bir özellikleri var: “Merge.” Bu özellik sayesinde asker sayısı azalmış olan birliklere ekleme yapabiliyoruz. Normalde birimi azalan birlikleri ancak ana üssümüzden toparlayabiliyorduk ama Merge özelliği sayesinde birlikler sürekli destekleniyor. Özellikle savaş alanının vazgeçilmezi olan mühendislerin düzenli olarak takviye edilerek hayatta kalabiliyor olması, Sovyet tarafının açık ara en büyük avantajlarından birisi olmuş. Yine temel birimlerde yer alan “Oorah!” özelliği sadece beş Munition ücreti karşılığında birimleri daha hızlı hareket ettirdiği gibi, aynı zamanda daha hırslı mücadele etmelerini sağlıyor. “Team Weapon” başlığı altındaysa Sovyetler yine fazlasıyla ilginç silahlarla çıkagelmişler. Maxim ağır makineli tüfek, M-42, PM-41, PTRS-41 anti tank tüfeği, ZIS-3 arazi silahı ve ZSU gibi birbirinden farklı cihazlar ile sahaya çıkan Sovyetler, her konu hakkında bir ürüne sahipler resmen.

Son olarak multiplayer deneyimine de değinmek lazım ki CoH 2’yi daha uzun ömürlü yapan kısım burası. Multiplayer kısmında bolca yetenek puanı söz konusu. Yetenek puanlarıyla aldığımız seviye, temelde yeni komutanları kullanılır hale getiriyor. 25. seviyeye gelinceye kadarsa üç adet komutanımız mevcut. Komutanların en önemli özellikleri, pek tabii beraberlerinde getirdikleri oyun içi yetenekler. Misal IS-2’yi bir komutan aracılığı ile çağırabiliyoruz. 2v4 ile 6v8 arasında değişen haritalar mevcut. Dilediğimiz taktirde normalden çok daha fazla kaynak koyabildiğimiz haritalar, özellikler yüzey şekilleri ve farklı görünüşleriyle ziyadesiyle eğlenceliler. Rakip bulmaksa çok kolay: Tek yapmamız gereken nasıl bir oyun oynamak istediğimizi seçmemiz; sistem otomatik olarak bizim seviye aralığımızda bir düşmanı “hop” diye karşımıza koyuveriyor. Bir de Theater of War seçeneği mevcut. Kendi içerisinde üçe ayrılan bu modda bölümler daha çok tarihsel arka plana sağdık kalarak tasarlanmış. Özellikle Solo Challenges kısmında üs kurmadan yaptığımız görevler çok keyifli…

CoH 2 kendisinden bekleneni fazlasıyla vermiş. İlk bakışta, birinci oyuna çok benzeyen bir yapım görüyormuşuz gibi dursa da, onu deneyim ettikçe aslında ne kadar da farklı olduğunu gözlemliyoruz. Kar teması, yeni görüş sistemi, çok daha iyi kullanılan siper mekanizması ve iyiden iyiye geliştirilmiş grafikleriyle muazzam bir gerçek zamanlı savaş stratejisi CoH 2. İlk oyunu beğenenlerin kaçırmaması gereken, hiç oynamayanların ise kesinlikle başına oturması gereken bir yapım olmuş. Bir de yapay zeka ile sorunlar yaşamasaydı, çok daha mükemmel bir yapım olabilirdi.

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız lazım.

Facebook Sayfamızı Beğen

Menü