Aç kalanlar daha sağlıklı oluyor

Kategori : Beslenme & Diyet, Genel, Güncel, Sağlık - Etiketler : - Tarih : 03 Şubat 2014

1.074 defa okundu
FaceBook ta paylaş

Giderek artan bir şekilde daha sık hastalandığımızın farkında mısınız? Etrafınıza şöyle bir göz atın. Millet gripten, nezleden yataklara düşmüş durumda, her gün birilerinin kansere yakalandığı, alerjik sorunlar yaşadığı, kalp krizi geçirdiği, bağışıklık sisteminin iflas ettiği, tansiyonunun şekerinin yükseldiğini duyup üzülüyoruz.

Refahın, eğitimin yaygınlaşması, hijyen konusunda bilincin artması, koruyucu tıbbın daha yaygın kullanılması filan da soruna yeteri kadar çare olmuyor. Bu iddianın kanıtı gelişmiş ülkelerde salgın derecesine varan bazı hastalıklardaki patlamalardır. Amerika ve Avrupa kıtasının pek çok ülkesi obezite, diyabet, kanser, Alzheimer, artrit, alerjik sorunlar ve benzeri sağlık tehditleri altındadır.

‘AÇLAR’ NİYE SAĞLIKLI

Oysa bu tehditler, hâlâ neredeyse avuç kadar yiyeceğe muhtaç toplumlarda çok azdır. Avrupa, Amerika ve Japonya’nın en yaygın sağlık sorunlarından biri haline gelen alerjik hastalıklara, fakir ülkelerde çok seyrek rastlanıyor. Yine zengin ülkelerde sık görülen “bağırsak duvarının balon yapıp keselenmesi –divertikül- ve iltihaplanması –dibertikülit- sorunu”, Afrika kıtasında neredeyse hiç yoktur. Sağlıksız ve kötü şartlarda yaşayan ülkelerin çoğunda –mesela Hindistan’da- kansere yakalanma sıklığı Amerika’ya oranla çok düşüktür. Amerikalı kadınların onda biri kadar süt içen Meksikalı hanımlarda osteoporoza –kemik yoğunluğunun azalması- çok daha düşük oranlarda tesadüf edilmektedir. Örnekleri daha da çoğaltabiliriz ama yanıtlamamız gereken şu: Peki o zaman sorun ne?

NE YİYORSAN O’SUN!

Sorunun bir değil birçok yanıtı olmalı ama en önemlilerinden birinin “beslenmenin endüstrileşmesi, geleneksel yapısını kaybetmesi, doğallıktan uzaklaşması, içine eklenen kimyasallar nedeniyle gıdaların bedene yabancı bir unsurlar haline dönüşmesi”dir. Çünkü sağlığımızı etkileyen temel faktörlerden birisi, hatta birincisi beslenmemiz, yiyip içtiklerimiz, gıdalarımızın miktarları ve yapısal özellikleri, yani içerik-leridir. İnsanlık tarihini 24 saatlik bir gün dilimi içerisinde değerlendirecek olursak geçtiğimiz yüz yıl en fazla bir dakikalık bir süre dilimine denk gelir. Ne var ki son yüz yılda gıda konusunda –bir bütün olarak beslenme alanında- inanılmaz değişimler yaşanmıştır. Bu değişimlerin sıkıştığı süre genetik mirasımızın, yapılanmamızın, hücresel güç ve dokusal organizasyonlarımızın, kısacası bedenimizin uyum sağlayamayacağı kadar kısadır.

SONUÇ

Bundan çok değil 50-60 yıl önceki tıp kitaplarında üç- beş satırla geçiştirilen pek çok sağlık sorununun, örneğin reflünü, huzursuz bacak sendromunun, depresyonun, mutsuz bağırsak, divertikülit obezitenin, kısaca “modern zaman hastalıkları” denen illetlerin pek çoğunun nedeni budur. Beslenme geleneksel ve yerelliği, doğallığı ve saflığı terk edip endüstrileştikçe, fast food kültürü mutfaklarımızı işgal edip hücrelerimizi ve sistemlerimizi –özellikle de bağışıklık sistemimizi- tahrip ettikçe bu tür sorunlar başımızı ağrıtmaya devam edecek, bundan hiç kuşkunuz olmasın…

Osman MÜFTÜOĞLU / osmanmuftuoglu@yasasinhayat.org

KAYNAK HÜRRİYET

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız lazım.

Facebook Sayfamızı Beğen

Menü